Web Analytics
 

Sağır.

Dilsiz değil.

İletişim kurmak, her tür için bir hayatta kalma becerisidir. İnsan iletişim sistemi, yani dil, diğer bütün türlerin kullandığı iletişim sistemlerinden farklıdır çünkü çok daha gelişmiş bir iletişim yöntemidir. Bizler kendi zihnimizde anlama ilişkin pek çok ayrıntıyı; her türlü deneyimi, duyguları ve düşünceleri başkalarının zihnine neredeyse kendi zihnimizdeki netliğiyle dil aracılığıyla aktarabilme becerisine sahibiz. Dil denildiğinde her ne kadar aklımıza gelen ilk iletişim sistemi konuşulan diller olsa da bugün dünyanın tüm sağır toplumları tarafından kullanılan işaret dilleri de en az konuşulan diller kadar ifade edebilme kapasitesine sahiplerdir. Konuşulan diller ile işaret dilleri arasındaki temel fark, birinin sesle ifade edilip işitme yetisi ile algılanıyor olması; diğerinin ise eller, beden ve yüz ile ifade edilip görme yetisi ile algılanıyor olmasıdır. Biz bu sergide Türkiye’deki çeşitli sağır topluluklara, kullanılan işaret dillerinin zenginliğine ve aynı zamanda Türkçede yaygın kullanılan “sağır-dilsiz” ifadesine dikkat çekmeyi hedefliyoruz. Sağır bireylerin dilsiz olmadığı görüşüne dayanarak bu ifadeden “dilsiz” kısmını kaldırabilmeyi ümit ediyoruz. 

Öncelikle işaret dilleri hakkında gözden kaçabilecek önemli noktalara değinelim: 

Bu dillerinin rastgele jest ve mimiklerden oluştuğu ya da kendi içinde kuralları olmadığı sanılabilir. Öte yandan yıllardır yapılan bilimsel araştırmalar bize çok daha farklı bir tablo sunmaktadır. Son elli yılda işaret dilleri üzerine yürütülen çalışmalar, işaret dillerinde konuşulan dillerde bulunan temel dilbilimsel ögelerin varlığını ve hatta bu ögelerin çocuklar tarafından öğrenilirken sözlü dillerin gelişimsel aşamalarına benzer bir sırayı takip ettiğini göstermiştir. 

Dikkat çekmek istediğimiz diğer önemli bir konu, işaret dilleri ile konuşulan diller arasındaki ilişkidir. 

 

Türkiye’de pek çok sağır bireyin anadili olan Türk İşaret Dili'nin (TİD), Türkçenin işaret diline çevrilmiş bir hali olarak düşünülebilir. Oysa bu anlaşılabilir bir yanılgıdır. Türk İşaret Dili’nin kendine ait dilbilimsel yapısı Türkçenin bir taklidi ya da çevirisi değildir. Zaten hatırlayacak olursak, sağır bireyler Türkçeyi ya hiç duymadan ya da çeşitli düzeylerde işitme kaybı nedeniyle daha az duyarak büyüyorlar. Dolayısıyla, konuşulan diller ve işaret dilleri birbirinden bağımsız söz dizimlerine, kelimelere ve hatta kavramlara sahiptirler. Örneğin Türkçede de yer alan “göre” kelimesinin Türk İşaret Dili’ndeki kullanımı çok daha farklıdır. Türkçede göre “bir şeye uygun olarak” anlamında kullanılırken, Türk İşaret Dili'nde koşul durumu belirtir. 

Dikkat çekmek istediğimiz bir diğer konu, her ülkenin işaret dilinin birbirinden farklı olduğudur. Tıpkı İngilizce ve Türkçe arasındaki fark gibi, farklı ülkelerin işaret dilleri farklı kelimeler ve gramer yapıları barındırır. Dolayısıyla işaret dilleri evrensel değildir ve her biri, bulunduğu kültürden ayrılamaz bir bütünlük içerisindedir. 

Her ülkenin kendine ait ulusal bir işaret dili olmasının yanı sıra kendiliğinden ortaya çıkan çeşitli yerel işaret sistemleri de bulunmaktadır. Kırsal alanlarda yaşayan bazı sağır bireylerin ya da toplulukların çevrelerinde konuşulan dili işitememeleri, eğitime erişimlerinin olmaması ve dolayısıyla başka bir işaret diline maruz kalmamaları, bu bireyleri sıfırdan kendi dillerini oluşturmaya yöneltmiştir. Bu gibi işaret dilleri, bize bilimsel anlamda çok kıymetli veri tabanları sunmaktadırlar; bu diller sayesinde doğal bir insan dilinin sıfır noktasına erişim sağlamaktayız. O halde bahsedilen işaret dilleri, dilin hangi evrimsel süreçlerden geçerek olgunlaştığı konusunda veriye dayalı tahminler yürütmemiz için bir fırsat sunmaktadır. 

Konuşulan dillerin hangi evrimsel süreçlerden geçtiğini, söz dizim yapılarının nasıl geliştiğini ne yazık ki göremiyoruz çünkü dil geride fosil bırakmıyor. Bugün inceleyebildiğimiz en eski yazılı metinler olan Sümer tabletlerinde bile binlerce yıl önce konuşulan dillerin bugünkü dilbilimsel olgunluğa sahip olduğunu görüyoruz; dolayısıyla konuşulan dillerin sahip oldukları dilbilimsel olgunluğa ne gibi süreçlerden geçerek eriştiğine ilişkin somut kanıtlar sunamıyoruz. Öte yandan dili oluşturmaya başlayan ilk sağır bireylerin hayatta olduğu durumlarda kendiliğinden ortaya çıkan işaret dilleri bizi dilin sıfır noktasına götüren eşsiz kaynaklardır. Bu diller sadece yeni oluşumlar değil aynı zamanda küçük gruplar tarafından kullandıkları için nesli tükenmek üzere olan dillerdir. Dokümantasyonlarının hızla ve titizlikle yürütülmesi çok önemlidir. 

Dr. Rabia Ergin’in önderliğindeki araştırma grubumuz tarafından hazırlanan bu sergide, doğal bir insan dilinin ortaya çıkışını ve evrimini işaret dilleriyle nasıl çalıştığımızı anlatmak ve sahada yürüttüğümüz bilimsel çalışmayı katılımcılarımızın öyküleriyle sizlere sunmak istiyoruz. Bir ailenin ilk sağır bireyinden sağır toplumlara doğru dilin gelişim evrelerini, bu kişilerin öyküleriyle birlikte deneyimleyeceğiniz bir yolculuğa çıkacaksınız.