Web Analytics

Başka Bir Dünya Mümkün!

Gelin alternatif bir dünya hayal edelim. Dünyamız çok büyük bir oranda sağır toplumlardan oluşsaydı, iletişim dendiğinde akla ilk gelen gözlerimizi ve ellerimizi kullanmak olurdu. Muhtemelen yine politika, bilim, sanat ve teknoloji gibi konularda gelişirdik. Her birimiz dilersek üniversite okuyup çeşitli meslekler edinirdik; belki yurt dışına tatile ya da okumaya gideceğimiz ülkenin işaret dilini ve kültürünü öğrenmek için kurslara giderdik. Uzun lafın kısası, şu anda yaptığımız her şeyi farklı bir yoldan, aynı şekilde yapıyor olabilirdik. 

1/7

Toplumlar arasında baskın gelen bir iletişim biçiminin varlığı, daha seyrek bulunan dilleri geçersiz kılmamalıdır. Ayrıca bir bireyde olmayan duyunun başka duyularla telafi edilmesi durumunda, o bireyin "engel" sahibi olduğu konusu da tartışılır. “Engel” kelimesi üzerine biraz daha düşünecek olursak, bir şeyin gerçekleşmesini önleyen nedenleri “engel” diye tanımlayabiliriz. Tıpkı İngilizce, Almanca ya da Fransızca dilleri gibi farklı bir dilde iletişim kuran, kendine özgü kültüre sahip olan, toplumda konuşan bireylerle aynı işlevi gören sağır kişilerin engeli nedir? Tanıdığınız ya da tanıyacağınız pek çok sağır birey, az ya da çok Türkçe de bilirler. Dolayısıyla “engelli” diye tanımlanan sağır bireylerden pek çoğunun aslında çift dilli olduğunun altını çizmek istiyoruz. 

Sağırların “dilsiz” olmadığını ve işaret dillerinin jest ve mimiklerden öte gelişmiş olduğunu fark ettiğimizde, farkında olmadan koyduğumuz engelleri kaldırabiliriz. Hem dünyada hem de ülkemizdeki sağır kişilerin her biri, işiten bireylerle aynı haklara sahip olmalıdır; örneğin en iyi bildikleri dilde eğitim alabilmek gibi. Bu gerçekleştiğinde neler olabileceğini bir düşünün. Hatta gelin düşünmekle kalmayıp dünyadaki örneklere bir göz atalım.

Hem Sağır hem de işiten bireylerin bir arada okuyabileceği bir üniversite olması mükemmel olmaz mıydı? Amerika Birleşik Devletleri’nde 1864 yılında kurulan Gallaudet Üniversitesi, tam da buna örnek olarak verilebilecek bir üniversitedir. Psikoloji, matematik, uluslararası ilişkiler, kimya ve biyoloji gibi yirmi beş farklı lisans bölümünde Amerikan İşaret Dili ve yazılı İngilizceyi kullanarak eğitim veren kurum, çeşitli akademik araştırmalarda da etkili bir rol oynamaktadır. Bu örneğe işitenlerle aynı okulları tamamlayıp profesörlük derecesine yükselen sağır akademisyenleri de eklemek gerekiyor. 2013 yılında, CTSL üzerine ilk yapılan saha çalışmasında Dr. Ergin’e eşlik eden, Kaliforniya Üniversitesi, San Diego, Sosyal Bilimler Fakültesi dekanı Prof. Dr. Carol Padden bu sağır akademisyenlerden sadece bir tanesidir. 

"Sağır. Dilsiz değil."

Dünyanın çeşitli yerlerinde konferanslarda işaret dilinde eş zamanlı tercüme yapılmaktadır. Böylece sağır toplumunun da bu tarz etkinlik ve bilgi paylaşımı ortamlarından faydalanabilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca sağır toplumu kendini sanatla da ifade edebilmekte ve bunun sonucunda ortaya harika işler çıkmaktadır. İşaret dilini kullanarak üretilen filmler ve sahnelenen tiyatrolar dünya çapında görüldüğü gibi ülkemizde de buna dair adımlar atılmaya başlanmıştır. Bunun bir örneği sağır ülkemiz sağır bireyleri tarafından işaret dilinde üretilmiş “Acı Tatlı Hayat” ve "Gülün Şifresi" filmleridir. Bu tarz sanatsal üretimlerin devam etmesini ve topluma kazandırılmasını umuyoruz. Böylece hem sağır bireyler kendilerini sanatla ifade edebilir ve bu alanda özgür olabilir, hem de işiten bireyler ortaya çıkan bu eserlerden gerek kültürel gerekse sanatsal anlamda oldukça faydalanabilirler. 

Özetlemek gerekirse, işaret dilleri tıpkı konuşulan diller gibi ifade edebilme zenginliğine sahiptirler. Oluşumları açısından farklılıklar gösterirler. Ev içi işaret dilleri tek bir sağır birey çabasıyla ortaya çıkan bir sistemken aile içi işaret dilleri birden çok bireyin, köy işaret dilleri ise toplumun belirli bir yüzdesini oluşturan sağır bireylerin birlikte yarattığı bir üründür. Bu diller, gramer yapıları açısından Türk İşaret Dili gibi gelişmiş diller kadar sistematik olmasalar da rastgele jest ve mimiklerden oluşan sistemler değillerdir. İşlev bakımından bir dilin temel gerekliliklerini, yani iletişim kurabilmeyi, öteki doğal insan dilleri gibi yerine getirebilirler. Bu nedenle Türkçede sıklıkla kullanılan “sağır-dilsiz” ifadesindeki “dilsiz” kısmına dikkat çekmek ve işaret dili kullanarak iletişim kuran bireylerin “sağır” olduğunu ama “dilsiz” olmadığını vurgulamak isteriz. 

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul