Web Analytics

Projemiz Hakkında

2013’ten beri her yaz, Dr. Rabia Ergin’in önderliğindeki araştırma ekibi CTSL’in doğduğu köye gidip çalışmalarını yürütüyor. Bu yıl Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz saha çalışmamız, TÜBİTAK BİDEB-2232 Uluslararası Lider Araştırmacılar programı kapsamında desteklenen şu anki projemizin ayaklarından birini oluşturuyor. Sahada önceden anlattığımız kendiliğinden oluşmuş dil sistemlerini kullanan kişileri ziyaret ederek onlardan çeşitli deneyler aracılığında veri topladık. Deneyler sırasında katılımcıların izledikleri olayları anlatırken nasıl bir söz dizimi kullandıklarını anlamayı hedefledik. Bunun için katılımcılara çeşitli kısa videolar izleterek karşılarındaki kişilere gördüklerini kendi işaret dilleri ile anlatmalarını rica ettik. Deneyin asıl amacı, bu kişilerin hangi söz dizimlerini kullandığını belgelemek ve hangi durumlarda söz dizimlerini nasıl değiştirdiklerini anlamaktı. Türk İşaret Dili'nden bahsederken değindiğimiz gibi söz dizimi, kendimizi dil ile ifade ederken kelimeleri belirli bir sıra içerisinde kullanmamız anlamına gelir. Bu gibi kurallar burada bahsetmiş olduğumuz kendiliğinden oluşan işaret dillerinin gelişim süreçlerine ışık tutmamız için vazgeçilmez araçlardır.

CTSL kullanıcıları bize bu ender rastlanan özelliklere sahip bir dil sunmakla beraber farklı bir dil gelişim süreci tecrübe etmenin kişilerin zihinsel süreçlerini nasıl etkilediğini de araştırma olanağı sunuyor. Örneğin CTSL gibi henüz çok fazla kelimenin olmadığı bir dili kullanan kişiler, “sanmak” veya “düşünmek” gibi başkalarının bilgi durumuna yönelik kelimeleri bilmiyor olabilirler. Bu seneki çalışmalarımızdan biri, bu kelimeleri bilmemenin, sağır kişileri başkalarının yanılacağı durumlarla ilgili tahmin yürütürken daha fazla hata yapmaya itip itmediğini araştırıyor. Birkaç dakika önce kendilerinin düştüğü bir yanılgıyı (örneğin bir kibrit kutusunun içinde kibrit olmasını beklerken anahtarla karşılaşmayı) bir başkası yaşamadan önce o kişinin davranışları hakkında tahmin yürütüyorlar. Bu tahminlerdeki başarıları “düşünmek” veya “sanmak” gibi kelimeleri ne sıklıkta kullandıklarıyla karşılaştırılıp bu gibi önemli sosyal etkileşimlerde dilin etkisi anlaşılmaya çalışılacak.

Projemizin öteki ayakları da hiç işaret diline maruz kalmamış konuşan kişiler ve anadili Türk İşaret Dili olan kişilerle aynı deney tasarımlarını kullanarak veri toplamaktan oluşuyor. Böylece doğaçlama bir biçimde oluşturulan jestler, gelişmiş bir işaret dili sistemi ve henüz gelişmekte olan işaret dilleri aradaki benzerlik ve farklılıkları gösterebiliyoruz. 

 

Özellikle de jest ve işaret dili arasındaki farkı, hiçbir işaret diline maruz kalmamış konuşan insanlardan jest ve mimikleriyle kendilerini ifade etmelerini istediğimizde, ne cevap vereceklerini düşünmek zorunda kalmalarından anlıyoruz. Hatta bazı katılımcılar donup kalıyorlar. Sonra doğaçlama yapıyor olsalar da bu doğaçlama yanıtlarla kendiliğinden oluşan işaret sistemlerinden alınan yanıtlar birbirinden çok farklı oluyor. Bu bireyler, bir ucunda Türk İşaret Dili gibi zengin bir ulusal işaret dilinin olduğu yelpazenin öbür ucunu oluşturarak dilin sıfır noktasındaki özelliklerini görmemize yardımcı oluyor. CTSL gibi köy işaret dilleri ise bu iki uç noktanın arasını doldurarak bize dillerin gelişim hikayelerini gösteriyor.

Saha çalışmamızdan önce hiç işaret diline maruz kalmamış bireyler (yukarıdaki görsellerde) ve anadili Türk İşaret Dili olan bireylerle (aşağıdaki görsellerde) yaptığımız deneyleri Covid-19 sebebiyle sanal ortamda yürüttük. Deney materyallerini bilgisayar ekranında izleyip, cevaplarını yine bilgisayar ekranına karşı verdiler.

Projemizde bu şekilde farklı işaret dillerini incelememizin bir başka nedeni de bir toplumdaki nüfusun büyüklüğünün, küçüklüğünün ve bu toplumdaki insanların birbiriyle olan sosyal ağının bir dilin ortaya çıkışı ve evrilmesi üzerindeki etkisini anlayabilmek. Örneğin CTSL bir köy işaret dili ve bu dili kullananların çok fazla ortak deneyimi var. Bu da dile bazı dilbilimsel ögelerin kısaltılması ya da basitleştirilmesi olarak yansıyor çünkü anlamı ortak geçmişten getirebiliyorlar. Söz diziminden ziyade böyle pragmatik-semantik kaynaklardan anlam için faydalanabiliyorlar. Böylelikle birbirleriyle çok şey paylaşan gruplarda söz dizimine değil paylaştıkları bağlama güvenerek daha basit dilbilimsel yapılar kullanmanın ortaya çıktığını gözlemleyebiliriz. Bunun yanı sıra Türk İşaret Dili gibi birbiriyle hiç ilişkisi olmayan insanların dil kullanımları, arka plan bilgisine güvenmeden olabildiğince açık ve net bir şekilde dil bilimsel öğelerin daha belirgin ortaya çıkmasını, yani dilin ağırlıklı olarak söz dizimine dayanmasını sağlayabilir. Projede bu gibi soruların yanıtlarını da araştırıyoruz.

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul